Ed Stafford: Yaban Macerası yeni sezon ilk bölümü hemen izle,

Tüm bölümler için buraya tıkla.

Ed Stafford DMAX’in sorularını yanıtladı

Programın 3. sezonundan ne bekleyebiliriz?

Karşı karşıya olduğum insanlar daha zorlu. Artık 47 yaşındayım, rakiplerimin çoğu ise 30’ların sonu 40’ların başında. Dinç kalmak için çok çalışmam gerek çünkü işin sonunda bu bir yarış. Hayatta kalma öğeleri olabilir ama oldukça fiziksel bir yarış. Rakiplerimle karşılaşabilmek için çok çalışmam gerekti. Elimizden geldiğince iyi rakipler seçtik. Bir bölümde iki kişiyle karşı karşıya geliyorum. Yeni Zelanda’lı ikizler. Başka bölümde rakibim Donny Dust, oldukça bilgili ve çakmaktaşı yontma konusunda harika olan bir Amerikan efsanesi. Bu sezon elimizi yükselttik. Konumlar da daha zorlu. 

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

Bu sezon sana yeni şeyler öğretti mi?

Bana öğreteceğini düşündüğüm şey yeni hayatta kalma becerileri, sürekli gelişmek ve kendimin daha iyi bir versiyonuna dönüşmekti. Programın açılışında söylediğim şeyler. Fakat sanırım sonralara doğru her zaman daha iyiye gitmek istemenin çok yorucu olduğunu fark ettim. Bu, insana yeterince iyi olmadığını hissettiriyor. Dürüst bir cevap isterseniz, kendimi olduğum gibi sevmeyi öğreniyorum. Ölümüne sevdiğim güzel çocuklarım ve eşim var. Güzel bir evim ve DMAX/Discovery Channel için hayatta kalma programları yaptığım harika bir işim var. Harika numaralar öğreniyorum, hayat dersleri alıyorum. Şunu öğrendim ki olduğum gibi yeterliyim ve değişmeme gerek yok. Sürekli daha iyi olmaya çalışmama gerek yok çünkü bence bu riskli. Bir çeşit hoşnutsuzluk oluşturuyor. Bunca şeyi yaşayınca sürekli daha iyi, daha sert, daha bilgili olmayı bekliyorsun ama asıl aydınlanma bu halinle iyi olduğunu fark etmek.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

Yeni sezonda ölümle burun buruna geldiğin bir an oldu mu?

Kabul edelim, televizyon programları yapıyoruz. Kamera arkasında kalabalık bir güvenlik ekibi var. Tek bir aramayla tehlikeden kurtulabilirim. Fakat gittiğimiz yerlerin doğasından ötürü her zaman risk var. Brezilya'da bir anakondaya çok yaklaşabilirsin. Suyun altında yaşarlar ve orada ne olduğunu asla tam olarak anlayamazsın. Cayman Adaları’nda da birçok tehlike mevcut. Bu bölgelere gidiyorsan risk alıyorsun demektir. Kameraman, yönetmen, tüm ekip risk alıyor. Yalnızca ben değil. Bu sezonun en sevdiğim özelliklerinden biri kamera arkası bölümünün olması. 7. bölüm kamera arkası bölümü. Programı nasıl çektiğimize dair fikir veriyor. Fakat hayati tehlike taşıyan şeyler yalnızca kamera arkasında değil veya tehlikeli hayvanlar değil. Yeterince su içmemek gibi şeyler de hayati tehlike taşır. Bir bölgeye yanımızda yeterince su olmadan gitmek inanılmaz tehlikelidir.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

Önceki DMAX/Discovery Channel programlarında çok tehlikeli bir an yaşamış mıydın?

Amazon’u boydan boya yürüdüm ve 2.5 yıl boyunca bu macerayı kaydettim. Güvenlik ekibi yoktu, risk değerlendirme yoktu. Küçük kameramla Amazon ormanlarının kalbine daldım. Oldukça sıra dışı ve riskliydi. Sanırım bu yüzden kimse daha önce yeltenmedi. Risk değerlendirmesi yapılsa kabul edilmezdi. Olay sadece yılanlar, jaguarlar veya elektrikli yılan balıkları değildi. İnsanların beni istememe riskini ortadan kaldırmak imkansızdı. Kabile bölgelerinde dolaşırken sık sık ölüm tehditleri alırdım. Köylerinden yürüyemeyeceğimi söylerlerdi. Gece hamağıma yatıp ağlardım. Güvende hissettiğim tek yer orasıydı. Bu, bir televizyon programı yapmanın tehlikelerinin ötesinde bir yüktü.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

Macera sevgin orduda mı başladı?

Kırsal kesimde büyüdüm. Tarlalarda dolaşmak, bütün gün dışarıda olmak güvenliydi. Tarlaları biçiyorduk, barınaklar, barajlar, ağaç evler gibi şeyler inşa ediyorduk. Harikaydı. Doğa sevgim hep vardı. Sonra izcilere katıldım ve pek çok beceri edindim. İzcilere çok şey borçluyum. Çoğu kişi hayatta kalma becerilerimi orduda öğrendiğimi düşünüyor ama aslında öyle değil. Yerlilerle vakit geçirerek çok şey öğrendim. Kendimi bu şekilde geliştirdim. Seyahat ettim ve benden daha bilgili insanları dinledim. Ordudaki gibi her şey makinelerle çözülüp sterilize edilmiyor. Amazon’u Luke Collier’la yürümeye başladım. O benim gibi ordudan değildi. Aramızdaki fark, ordunun beni sınırlarımı zorlamaya itmiş olmasıydı. Ben sınırlarımı biliyordum ama o bu denli zorlanmamıştı. Sıklıkla bana ‘bu yaptığım en zor şey’ derdi. Ordunun bana kattığı becerilerden ziyade daha önce zorlanmış olmam bir artıydı. Sanırım avantajlı olmamı bu sağladı.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

Aile kurmak işine yaklaşımını değiştirdi mi?

Elbette. Detaya girersem, koruma iç güdün oluyor ve bu doğal. Birden hayatındaki her şeyden daha çok sevdiğin, sana bağımlı bir canlı oluyor. Onu hayatta tutman gerekiyor, o an hormonlar veya başka bir şey devreye giriyor. Fakat fazla korumacı olmamak gerekiyor. Düşüp dizlerini kanatmalarına izin vermek gerek. Yoksa hayat için gerekli becerileri edinemezler. Oğlum Ran’in yaşına uygun riskler almasına izin veriyorum. Ona ders verecek şeyleri yapmasına izin veriyorum ama zarar verecek şeylere ise engel oluyorum. Kosta Rika’ya taşınacağız. İlk ay için kiraladığım evin duvarları yok. Sadece cibinlik ve vantilatör var. Televizyon yok. Ailece ormanda yaşayacağız. İki tane 2 yaşında ve bir tane 5 yaşında çocuğumuz var. Etrafta yılanlar olacak. Doğası gereği orman tehlikeli bir yerdir. Eşim Laura da keşiflere çıkıyor. İşlerimiz ve kariyerlerimiz harika ama çok tehlikeli. Aile hayatı rutine dönüşebiliyor. Her gün temizlik, bebek bezi değiştirme gibi aynı şeyler ama beni kesinlikle değiştirdi ve daha iyi biri yaptı. Hayatımı seviyorum ve DMAX/Discovery Channel’daki işim aynı. Artık bakmam gereken bir ailem olduğu için işim daha anlamlı oldu. Yani işim aynı ama daha fazla derinliği var.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

Maceralara nasıl hazırlanıyorsun? Özel bir beslenme düzenin var mı?

Artık 47 yaşındayım. Sıkı çalışmam gerekiyor. Bu da birayı, turtayı ve sevdiğim pek çok şeyi kesmek gibi can sıkıcı şeyler demek. Bir yarıştan önceki ay veya haftalarda zayıflamalıyım, bunun için çok çalışıyorum. İşin, eskiden pek umrumda olmayan fiziksel tarafına artık daha çok dikkat ediyorum. Çok sıkı bir meditasyon pratiğim vardı. Psikolojik, zihinsel ve ruhani sağlığımın üzerine düştüm. Bence hayatta kendine daha iyi baktığın dönemler olur. Fiziğim üzerinde çalışmalıyım. Gençliğime göre duygusal olarak daha dengeliyim. İşin iyi tarafı bu oldu. Yaşlandıkça bilgin artıyor. Aynı sorunları yaşamıyorsun. Kendine daha iyi bakıyorsun. 

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

Hayatta kalma programları sana ne katıyor?

Kendini konfor alanının dışına itmezsen yeni şeyler yapamazsın. Gelişemezsin. Ya duraksarsın ya da gerilemeye başlarsın. Hayatta kalma mücadelelerinin iyi tarafı, başında cevaplara sahip olmamak. Her şeyin çözümü bende yok. Her zaman yeni bir yerde yeni bir senaryo oluyor. Bu insanı tetikte tutuyor. Aynı zamanda alçakgönüllü olmanı da sağlıyor. Çünkü sürekli hatalar yapıyorsun ama sonra doğruyu bulunca öğreniyor, gelişiyor ve daha bilgili hale geliyorsun. Bu nedenle kendini geliştirme aracıdır. Bence bu harika.

Ed Stafford

9 Ağustos 2010'da Amazon Nehri'ni boydan boya yürüyen ilk kişi oldun. Bu macerayı yaşamak nasıldı? Ve bu inanılmaz keşif gezisinin en zor ya da tehlikeli kısmı neydi?

Kesinlikle hayatımı değiştirdi. Çalışmak için harika bir sektör olan televizyonda çalışmamı sağladı. Oldukça gayriresmi, eğlenceli ve seyahat edebildiğim bir iş. Harika insanlarla çalışıyorum. Geriye dönüp baktığımda, çok zorlu hatta hapishanede olmaya benzese de  Amazon'da yürümek benim için kesinlikle iyi bir şeydi. Böyle bir şeye kendini adadığında, insanlara Amazon’u yürüyerek geçen ilk insan olacağım dediğinde üzerinde pes etmemek için büyük bir baskı oluyor. Aslında dünyanın en zor şeyi değildi. Sadece her gün yürüyordum. Günde 1.5 kilometre civarı gitmişimdir. Olimpik mesafeler değildi. Ama dayanmak zordu. Olay buydu. Uzman bir kayakçı, uzman bir dalgıç değildim ya da herhangi bir uzmanlığım yoktu. Direniyordum. Her gün ilginç şeyler yaşanıyordu. En aklımda kalanlar da en tehlikeli olanlar. Kabile üyelerinin bana ok doğrulttuğu, uyuşturucu kaçakçılarının silah doğrulttuğu olmuştu. Fakat genel olarak pişman değilim.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

İşin çok fazla seyahat etmeyi içeriyor. Dünyanın henüz keşfetmediğin, ilgini çeken yerleri var mı?

Buna her zaman cevabım Kuzey Kutbu. Hiç gitmedim! Sibirya’ya gittik ama Kuzey Kutbu’nu çevreleyen buzulları hiç görmedim. Bu tarz bir ortamı keşfetmek  isterim. 

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

Dünyada en sevdiğin yer neresi ve neden?

Latin Amerika'yı seviyorum. Bir süre Latin Amerika'nın güneyinde ve Arjantin'de yaşadım ve oraya bayılıyorum. Halk çok mütevazı. Aslında şaşırtıcı şekilde İngilizlere benziyorlar. Sporu seviyorlar. Bir tür kibirleri var. Fakat finansal çöküşlerden sonra herkesin eşyalarını kendi tamir etmesi ve sahip olduklarıyla yetinmek zorunda kalması açısından da oldukça mütevazılar. Yani bence alçakgönüllü ve komik insanlar var. Dağlar, ovalar, sahiller çok güzel. Kesinlikle emekliliğimi burada geçirmeyi düşünebilirim.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

En kibar ve yardımsever insanlarla nerede tanıştın?

Sanırım en cömert bulduğum yerler, insanların en az şeye sahip olduğu yerlerdi. Hem eşim hem de ben bunu yaşadık. Bence bu, mutlu olmak için hayatta çok şeye ihtiyacın olmadığını kanıtlıyor. Fazla şeye sahip olmak insanı biraz bencil yapıyor. Daha çok şeyi koruman gerekiyor ve biraz farklı düşünüyorsun, biraz açgözlü oluyorsun. Kosta Rika’ya taşınma nedenlerimizden biri de bu. Hayatımızı basitleştireceğiz ve daha az şeyle daha mutlu olup olmadığımızı göreceğiz.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

Eşin Laura ile ilişkine gelirsek, ona maceraperestliğinden dolayı mı aşık oldun?

Maceraperest bir ruhu var, sanırım ilk dikkatimi çeken bu oldu. Sadece maceraya değil, aynı zamanda macera yoluyla elde edilen başarıya da açtı. Kararlıydı. O dönem, keşif gezisini hayata geçirmeye odaklanmıştı. Fakat ilgimi çeken enerjisiydi. Çok olumluydu. Hata yapsa da kafasına takmazdı. Onunla ilk telefon görüşmemi hatırlıyorum. Gezisi için tavsiye istiyordu ve kelimeleri karıştırıyordu, biraz heyecanlıydı. Hayat dolu bir enerjisi vardı. Yeni şeyler denemek, keşfetmek için oldukça istekliydi. Bu kesinlikle beni çekti ve bu özelliğini hala koruyor.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

Bir maceraya başlamak isteyen birine ne tavsiye edersin? Ve sence en önemli beceri nedir?

İletişim becerileri hayattaki en önemli şeydir. Akla ilk yön bulma, hayatta kalma becerileri gelebilir. Ama bunlar en önemli değil. Bir köye ilk girişinde, kabile liderini tehlikeli olmadığına inandırman gerekir. İnsanları anlayabilmek, onlarla iyi ilişkiler kurabilmek ve sana güvenmelerini sağlamak en önemlidir. İyi biri olmak, insanlara dürüst ve kibar davranmak bunun için iyi bir başlangıçtır.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

Yabandaki birine ne tavsiye edersin?

Ana hayatta kalma öncelikleriniz su, yiyecek, ateş ve sığınak olmalı. Su genellikle öncelikler arasında ilk sıradadır çünkü susuz yalnızca birkaç gün dayanabiliriz. Öte yandan, Kuzey Kutbu'ndaysanız ve ilk gece ateş ve sığınak bulamazsanız, donarak ölebilirsiniz. Yani, duruma göre öncelikler sırası değişebilir. Durumu değerlendirmekle başlayın. Mesela ortamın çok açıkta olup olmadığına bakın, öyleyse sığınak ve ateş daha önemlidir. Değilse, doğal olarak öncelik su bulmaktadır. Genellikle, ilk gün tuzak hazırlamak gibi işlerin anlamı yoktur çünkü yemek yemeden uzun süre dayanabilirsiniz.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

Yabanda yanına üç gereç alabilsen bunlar ne olurdu?

Ormanda olursam pala derim ama başka yerlerde olursam daha küçük bir bıçak tercih ederim. Çakmak ya da çubuk da alırım. Çubuklarla ateş yakmak zaman aldığı ve çok uğraştırdığı için aslında çakmak. Çok daha kolay oluyor. Son olarak da branda alırım. Yabanda sığınak yapmak günlerimi almıştı. Branda çok zaman kazandırır. Yani bıçak, çakmak ve branda diyebilirim.

ed stafford

Hayatta kalmak için hangisi daha önemli: yiyecek ve su mu, barınak mı yoksa ateş mi? Onları nasıl önceliklendirirsin?

Yiyecek ve suyu ayırıyorum. Onlar tek bir kategori değil, su çok önemli. Hatta genelde en önemli şey. Sanırım oksijensiz birkaç dakika, susuz birkaç gün, yemeksiz de birkaç hafta dayanabiliyoruz. Bu biraz basite indirgenmiş hali. Aslında bu kadar basit değil ama suyun önemini gösteriyor, değil mi? Yine de öncelikler duruma göre değişir. Sıcaklık çok düşükse sığınak inşa etmez ya da ateş yakmazsanız ölebilirsiniz. Normalde su ilk sıradadır ama içinde bulunduğunuz ortama göre sığınak ve ateş de ilk sırayı alabilir.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

Sosyal medyada en çok hangi ülkelerden ilgi görüyorsun?

En büyük hayran kitlesine sahip olduğum yer şüphesiz Brezilya, ardından da Türkiye geliyor. Türkiye'de de harika bir hayran kitlem var. Brezilya'ya gittiğimde veya sadece İstanbul'daki havaalanından aktarma yaptığımda bile yüzlerce mesaj alıyorum. Brezilya ve Türkiye'deki hayranlarıma çok teşekkür borçluyum.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

Gelecekteki maceralar için ne planlıyorsun?

Şu anda ailece Kosta Rika'ya taşınmaya odaklandık. Yani, işler gittikçe daha iyiye gidiyormuş gibi hissediyorum ki bu harika.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var

 

İzleyicilerin Ed Stafford: Yaban Macerası programını kaçırmamaları için üç neden söyleyebilir misin?

Bence bu en eğlenceli sezon oldu. Sadece ben değil ekip de programın formatına alıştı. Birlikte seyir zevki çok yüksek bölümler hazırladık, aklıma gelen ilk sebep bu. İkinci olarak, çok heyecanlı. Biraz ipucu vermem gerekirse her yarışmayı ben kazanmıyorum. Bence her zaman kazanmıyor olmam programı izlemeye değer kılıyor. Üçüncü sebep ise program son yıllarda hayatımın büyük bir bölümüydü ve bu tarz programları seviyorsanız, iyi seyirler dilerim.

Ed Stafford: Türkiye'de harika bir hayran kitlem var